Köşe Yazısı: Aşkın Evreler #1


Merhaba arkadaşlar. kusura bakmayın tatilde pek fazla yeni yazı yayımlayamadım. uyumaktan zaman bulamadım malesef. ve yine malesef ki bu süre içinde rezil olduğum bir anım yok bu yüzden siz anlatacak başka rezil bir anım yok. ayrıca herkesin (geçmiş olsa da) bayramınızı kutluyorum. bu haftaki konum ise herkesin yaşadığı hatta bazılarımızın en büyük belası olan AŞK'ın evrelerini ele alacağım. ayran gönüllü bir insan olmama rağmen daha aşık olamamış bu arkadaşınız gözlemlerini sizinle paylaşacak.  şimdi burada kendimden söz etmeye başlarsam işin içinden çıkamayız bu yüzden direk konuya giriyorum.


1. Evre: İlk İzlenim
her zaman ilk gördüğümüz kişiye aşık olmuyoruz malum. ama ilk izlenim çok önemli. karşınızda gördüğünüz kişi ile ilk defa bir ortamda bulunduğunuz da ister istemez o kişinin söyledikleri yaptıklarına dikkat edersiniz. yavaş yavaş o kişi hakkında kafanızda bir resim belirlenir. ancak resim sadece kaba taslak olarak görünür. detaylara inilmeden ama uzaktan bakınca hoş görünen bir resim olur. ee malum teknoloji çok hızlı gelişiyor. artık yok yok! Facebook ,twitter, whatsapp vs. bir çok yerden konuşma fırsatımız oluyor. konuşa konuşa karşımızdaki insanı tanıdıkça yarım kalan resmin detayları oluşuyor. zamanla ise renklerle kafamızda ve kalbimizde tamamlanıyor.
(bu bölüm fazla felsefik oldu sanki ama iyi anlattığımı düşünüyorum :) )

2. Evre: Kafa Karıştıran Sorular
Bir çoğumuzun kaybettiği evredeyiz. artık ne düşündüğünüzün ne hissettiğinizi anlamadığınız bölüm bu. tamam onu 7/24 düşünüyorsunuz rüyalarınızın hayellerinizin baş rolünde de o var ama bir tülü kafamızda ki o soruya cevap bulamıyoruz.
"acaba ona aşık mıyım? yoksa sadece beğeni mi?" 
bu soruyu en az 100 kere sorar insan kendine. bu soruya cevap bulunamazsa hiç bir ilerleme kaydedilemez. çünkü bu iki soru birbirinden çok farklı şeyler. hoşlanmak ve aşık olmak  Neptün ve Güneş'in arasında ki uzaklık kadar fark var.aşık olduğunda insanın gözü kararır her şeyi yapmaya hazırdır. ama hoşlandığın bir insan için her şeyinden vazgeçmezsiniz.(şunu söylemeden de edemeyeceğim) yapılana araştırmalara göre bir insandan 90 saniye de hoşlanılır, 4 dakikada da aşık olunurmuş.
 ikinci soru ise ( ki bu da ilk soru kadar karmaşık)
"acaba o bana karşı ne hissediyor?"
bunu karşı taraf bir şey yapmadığı sürece anlayamıyoruz bu yüzden de cevabı kendimizin bulaması çok zor.iki taraftan biri adım atmadığı sürece bir ilişkinin başlaması çok zor. tabi ki bu soru arkasında en az 3 soru daha geliyor ve böylelikle haftalarca belkide aylarca bunlara kara kara cevap arıyoruz. bu sayede de Türk halkının kullanmayı çok sevdiği o soruyu duyuyoruz.
"leyla mısın oğlum/kızım bu ne hal?"
hadi bakalım otur anlat şimdi.
(bu seferde çok fazla "soru" kelimesi kullandım.mahzur görün beni ama ister istemez ellerim böyle yazıyor)

3.Evre: Biz Şimdi Neyiz?
aha. işte en sevdiğim kısım.  bu evre en komik ama bir o kadar da gıcık bir evre. telefonlarda ki muhabbet artık canımlı cicimli kıskançlığın belirgin bir şekilde işlendiği konuşmalar olmaya başlar. artık arkadaşça şakalaşmalar kalkar yerine karşı tarifi kıskançlıktan kudurtacak mesajlar atmaya bırakır. gülen surat yerine göz kırpan ve kırmızı yanaklı sevimli ifadeler gönderilmeye başlanır. yani kısaca sadece bir birinize "aşkım bir tanem" diye seslenmeniz kalır. işte asıl sorunda burada başlar zaten. sevgili gibisinizdir ama daha ikinizin de ağzından o "sevgiliyiz" kelimesi çıkmak. bu soruna çözüm aramak için bir komite kurulur. (erkekler pek bilmezler o yüzden de anlayamazsınız) kadın buna cevap bulabilmek için son çare olarak arkadaşlarına danışır. aynı soruyu arkadaşları sorduğunda ortaya çıkan sonuç ( işte komik yanı burası) "sevgili değiliz ama sevgili gibiyiz."
inanın bundan sonra diyecek bir şey kalmıyor. bundan sonrası karşı tarafın öküzlüğü oluyor.( kusura bakmayın herkes alınmasın üzerine kendini bilen bilir)

bunları yazınca daha önce aşık olduğumu fark ettim.(evet şimdi fark ettim.) kısaca özetlemek gerekirse bu kadar kafa karıştırmaya hiç gerek yok. seven bir insan sonuna kadar gitmeli. karşı taraf bir şey hissetmese de zorlamadan biraz daha adım atılmalı. hiç değilse o kişiyi de Neptün ve Güneş arasında ki uzaklığın içine alalım. belli mi olur.  ne demişler "hayatı o gün son gününüzmüş gibi yaşayın" bunun gibi bir şeydi. tam olarak böyle olmasa vermek istenilen mesaj buydu. :)
 şimdilik bu kadar bir daha ki haftaya kadar beğenir ve yorumlar iyi yönde gelirse devamını yayınlayacağım.

iyi kötü her türlü yorumunuzu bırakmayı unutmayın. ayrıca yazmamı istediğiniz bir konu varsa onuda yorum olarak yazın en kısa sürede yazmaya çalışacağım. bana bizzat ulaşmak isteyenler varsa twitterdan @temizhulya yazarak bana ulaşabilirsiniz.

                                                                                                                      -Hülya Temiz 

 
Facebook Sayfamız
Bize Ulaşmak mı İstiyorsun?
Şimdi E-Posta Gönder!